top of page

Hayat Mükemmellikten Değil Cesaretten Yana Yık Duvarlarını

Güncelleme tarihi: 19 Oca


 Mükemmellik, çoğu zaman öğrenilmiş bir kılıftır. Ailemiz, öğretmenlerimiz, iş yerimiz, toplum. Hepsi bize “en iyi” olmayı telkin eder. bizde bu “en iyiyi", hata yapmayan, kusursuz, eksiksiz biri olarak anlamlandırırız. Oysa bu beklenti, insan doğasına aykırıdır. Çünkü insan olmak demek, bazen tökezlemek demektir. Hata yapmak demektir. Öğrenmek, hatadan geçer ve öğrenmek yaşamaktır. 

Mükemmel olmaya çalışırken çoğu zaman, deneme cesaretimizi, kendimize duyduğumuz şefkati, başkalarıyla kurduğumuz samimi bağı kaybetmemize sebep olur.


Cesaret ise korkmak değildir korksan bile devam etmektir. Bir karar vermek, bir adım atmak, hayır demek, hata yapmayı göze almak, sevilmemeyi göze alarak kendini ifade etmek. Bunların hepsi cesaret ister.


"Mükemmel değil cesur ol" bir emir değil bir davettir aslında. Bir özgürlük daveti Kendimizi sürekli düzeltmeye, geliştirmeye, daha çok çalışmaya zorladığımız bir zamanda, cesaret artık en önemli eylemlerden biri haline geldi. Çünkü cesur olmak kendini her şeye rağmen sevmek, kusurlarını kabul etmek demektir.


Güzel bir yazı okumuştum bir yerde "Kalpler mükemmel olana değil, samimiyete açılır" diye, çünkü mükemmellik bir sonuçtur, cesaret ise bir süreç. Oysa hayat geçiyor; ve hayat sadece başlayanları, konuşanları, yanılanları ama devam edenleri sever. Yani cesur olanları.


Mükemmel olmaya ne zaman karar verdik? Belki çocukken her şeyi doğru yapmamız beklendiğinde, ya da başkalarının onayını almanın, “yeterince iyi olmanın” yoluymuş gibi gösterildiğinde. Zamanla öğrendik ki: Hata yaparsan yargılanırsın. Kusurlarını gösterirsen sevilmezsin. Ancak her şeyinle “tam” olursan kabul edilirsin. Ama bu travmalarda bu hayatın denkleminde bir şey eksik hayatın ta kendisi... Hayat böyle işlemiyor.


Mükemmel görünmeye çalışmak, aslında derin bir korkunun ürünüdür. Sevilmemekten, dışlanmaktan, yetersiz bulunmaktan korkarız. Mükemmellik zihni sürekli bir değerlendirme, karşılaştırma ve yetersizlik döngüsüne sokar. Bu da samimi, savunmasız, içten sohbetleri engeller. Yanlış anlaşılır mıyım?, benim hakkımda ne düşünürler? Gereksiz bir şey mi söyledim? gibi kaygılar, insanın zihnini bulandırır. Bu yüzden insanlar seni kusursuz, mükemmel, güçlü zannedebilir ama aslında seni tanıyamazlar. Bu yüzden mükemmel olmaya çalışmaktansa, gerçek olmaya cesaret etmek, hem zihinsel, hem duygusal, hem sosyal olarak çok daha sağlıklıdır.


Mükemmel davranan her şeyin en iyisini yapmaya çalışan kusursuzluğu düstur edinmiş kişiler kendine ait bir ortam oluşturur ama bu ortamda ki insanlarda samimiyet hissi uyandırmaz. İnsanlar böyle birine “dokunamaz” gibi hisseder. Sanki onun hayatında yer yokmuş gibi. Çünkü duvarın arkasında olan biri genelde, o duvarın içindeki boşluğu kimseyle paylaşmaz.


Gerçek bağ, benzerlikten değil, insani kusurları paylaşmaktan doğar. Sen duygularını göstermediğinde, diğerleri de kendi duygularını bastırır ve aradaki bağ yüzeyde kalır. Mükemmellik, insanları “hayran” bırakabilir ama yakınlaştırmaz.


Çünkü bazı insanlar için mükemmel görünmek, aslında bir korunma şeklidir. Yaklaşmalarına izin verirsem, içimi görürler. İçimi görürlerse, kusurlarımı da fark ederler. Kusurlarımı fark ederlerse, giderler. Böyle bir düşünce yüzünden etrafımızdaki insanların kırılması ve etrafımızdaki insanların sadece seni mükemmel gördüklerinden dolayı durması iki yüzlülük olmuş olur. Aslında olması gereken insanların sadece seni sen olduğun için değer vermesi sevmesi gerekmez mi? 


İyi bir insan olmak demek yanındayken yarattığın duygu değil miydi? bir gün biri senden bahsederken, “Onun yanında içim rahatlardı” demek değil miydi. peki mükemmellik bunların olmasını sağlar mı? kafama takılan konu da tam burası. 


MÜKEMMELLİK DUVARI
Mükemmellik duvarı

Mükemmellik maskesi ile örülen duvarlar ardında kalmak, orda bir yaşam sürmek etrafına da haksızlık olur. bu yüzden düşünmeye başlamak lazım ilk tuğlayı ne zaman koydum, ilk ne zaman hata yapmaktan korkmaya başladım, çünkü bir duvar bir anda örülmez, her tuğla görülmez bir korkunun izi değil midir.

Çocukken her şey daha açıktı. Ne hissediyorsak onu söylüyorduk. Üzgünsek ağlıyor, mutluysak gülümsüyorduk. Başkalarının ne düşündüğünü değil, içimizde ne varsa onu yaşıyorduk.


Sonra bir gün…Bir şey oldu. Belki bir söz, belki bir bakış, belki de yalnızca anlam veremediğimiz bir suskunluk…Ve o gün bir tuğla koyduk içimize.

“Böyle olmamalıydım...”

“Daha dikkatli olmalıydım...”

“Bir daha hata yapmamalıyım...”

“Sevilmek için daha iyi olmalıyım…”


Küçük bir çocuk, sadece sevilmek ister. Ama sevilmenin koşullu olduğunu fark ettiğinde, kendine bir inşaat başlatır. O çocuk, bir duvar örmeye başlar: Mükemmel görünürsem güvendeyim. Her reddediliş, her eksiklik hissi, her “yetersizsin” yankısı bu duvara bir tuğla daha ekler. Ve zamanla, duvar seni hem koruyan hem de hapsetmeye başlayan bir yapıya dönüşür. İnsanlar seni güçlü bulur. Sessiz, ölçülü, kontrollü biri sanırlar. Ama kimse içeriyi göremez.

Sen bile...


Çünkü o duvarı neden ördüğünü unutmuşsundur. Sadece bir şey bilirsin: Kusursuz görünmeliyim, çünkü başka türlüsü riskli. peki ama NEDEN?

Kabul görmek için mi?

Sevilmek için mi?

Eleştirilmemek, dışlanmamak, terk edilmemek için mi?


Belki hepsi… Belki sadece hayatta kalmak için... Mükemmellik bir zırhtır. Ama bu zırhı giydiğinde: Hatalarını gösteremezsin. Yardım isteyemezsin. Bilmiyorum diyemezsin. Duygularını açıkça paylaşamazsın.


Çünkü kusursuz görünmeye çalıştıkça, insani yönlerini bastırırsın. Ne kadar bastırırsan, o kadar yalnızlaşırsın. Zamanla insanlar seni “güçlü, soğukkanlı, kontrollü” biri olarak görür. Mükemmel olmaya çalışmak, sadece bir duvar örmek değil, aynı zamanda o duvarı renkli ve çekici yapmaya çalışmaktır. Her şey yolunda dersin Ben buradayım, güçlüyüm dersin. Hata yapmam yapamam dersin. Üzgün değilim ve senden farklıyım, özelim dersin. Bunlar, dışarıya sunduğumuz parlak görüntülerdir. İnsanlar bu görüntülere hayran kalabilir. Ama içimizdeki gerçek hikâye, çoğu zaman maskenin ardında saklıdır.


Muavin der ki;


Yanımda gerçek ben yoksa, beni nasıl anlayabilirler ki? Maskeni bırakmaya cesaret ettiğinde, gerçek seni sevenler yanında olur. onlarında maskeleri düşer. Ama diğerleri kaybolur gider. Kırılmak, zayıflık değil, cesarettir. Duyguların akmasına izin vermek, saklanmayı bırakmak ve kendinle barışmaktır. 

Mükemmellik hayranlık uyandıran bir durumdur ama gerçekten sevenlerin değer verenlerin bağları kusurlarla doludur. ve kusurlar iyidir. Dostluğun sevginin nişanesidir. 


Bu yolculuk sonra eriyor ama bizim yolculuğumuz yeni başlıyor. Her yeni gün duvarları biraz daha yıkmak. Maskelerimizden kurtulmak. Gerçek sevgiyi güveni kazanmak için bir fırsat var. 

Yık duvarlarını. kırılabiliyor olmak, kusurlu olmak cesaret ister. Cesur ol, hayat cesurları sever. 



Vesselam...


 
 
 

Yorumlar

5 üzerinden 0 yıldız
Henüz hiç puanlama yok

Puanlama ekleyin
ATMOSFERİN İNSANIN YAYDIĞI GÖRÜNMEZ HAKİKAT

Merhaba, Geldiğin için Teşekkürler

Okurken kendinden bir şeyler bulduysan ve içinde bir kıpırdanma olduysa yazı amacına ulaşmış demektir.

Yeni Maceralardan Haberdar Olmak İçin

  • Facebook
  • Instagram
  • Twitter
  • Pinterest

Aklından Geçenleri Bana Gönderebilirsin

© 2025 by Serdar

bottom of page