Yanında Taşıdığın, Huzurun mu Yükün mü?
- Serdar Kaşkaya
- 18 Oca
- 3 dakikada okunur
Güncelleme tarihi: 20 Oca
İyi bir insan söyledikleri ve yaptıkları ile tanınmaz etrafına yaydığı atmosfer ile belli olur yeni tanıştığı kişiler ile değil her gün yanında olduğu insanlarla nasıl bir atmosfer oluşturduğudur çünkü hiç kimse ruhu ile uyuşmayan bir atmosferi uzun süre taşıyamaz gerçek yüzünü de yarattığın ortamda belli edersin
Çünkü atmosfer, sözcüklerden daha dürüsttür.
Bir insanın gerçekte kim olduğunu anlamak için onun cümlelerine değil, yanında geçirdiğin zamandan sonra sende bıraktığı hisse bakmalısın.
Gözünün içine bakarak en güzel sözleri söyleyebilir ama günün sonunda yüreğini sıkıştıran bir huzursuzlukla baş başa kalıyorsan, işte o, gerçek atmosferdir. İnsan, bir süre rol yapabilir ama ruhunun titreşmediği bir enstrümanı uzun süre çalamaz. Ahenk bozulur, notalar düşer… İçten içe bilirsin: bir şey doğru değil.
Gerçek karakter, uzun yolculuklarda açığa çıkar. Günlük rutinin içinde, yorgun bir akşamda, suskun bir kahvaltı masasında. Çünkü sahici insan olmak, yalnızca “iyi görünmek” değil, varlığıyla iyi hissettirmektir. Onunla aynı odada olmak, sessizlikte bile içini rahatlatıyorsa, işte o zaman atmosfere değil, ruha dokunuyordur.
Ve insan, aslında en çok atmosferiyle öğretir. “İyi bir insan olun” demez, yanında iyi hissettirir. “Doğruyu seç” demez, onun yanında doğru kendiliğinden olur. Bu yüzden birinin gerçek yüzü, yeni tanıştıklarında değil; seni en çok tanıyanlarda saklıdır. Ailesinde, arkadaşlarında, en çok sabrını taşıranlarda…
Bir gün kendi atmosferimizi sorguladığımızda, belki de en doğru soruyu şöyle sormalıyız:
“Beni sevenler neden seviyor, beni sevenlerin yanında kendileri gibi olmalarına izin veriyor muyum?”
Çünkü atmosfer yalnızca senin içinden yayılmaz. Aynı zamanda başkalarının içindeki çiçekleri de ya açtırır… ya soldurur.
Peki sen…
Girdiğin bir ortamda insanların içi mi ferahlıyor, yoksa adını koyamadıkları bir gerginlik mi dolaşıyor havada?

İç Sesinle Gerçekten Konuştun mu? Atmosferimizin kaynağı biziz. Ne hissediyorsak, bir şekilde dışarıya o yayılıyor. Bu yüzden ilk adım, sessizce durup kendine şunu sormaktan geçiyor:
“Ben şu an hangi duyguyla var oluyorum?” Kırgın mıyım, öfkeli miyim, kaygılı mı yoksa huzurlu muyum?
İçimizdeki kırılmamış camlar, başkalarının üzerine batmaz ama biz farkında değilken parıldar. Ve çoğu zaman o camlar, bastırdığımız ama hâlâ içimizde yaşayan duygulardır. Bunları görmek cesaret ister. Çünkü insan bazen “iyi” görünme telaşından, kendine bile dürüst olamaz.
Ama gerçek iyilik, duyguları bastırmak değil, onları anlamaktır. İçinde hangi duygu daha yüksek sesle bağırıyorsa, işte atmosferin de onun ses tonunda yankılanır.
Sözlerden Değil, Sessizlikten Anla. Bazen insanlar bize çok şey söyler ama en çok söyledikleri değil, söylemedikleri anlatır. Yanımızdaki insanlar gülümserken gerçekten rahatlıyorlar mı?
Bazı insanlar bir hata yaptıklarında susarlar, içlerine kapanırlar, hatasını anlatamaz ben hatalıydım diyemez bu yüzden susar. Bazıları aynı durumda hiç susmaz. Bazıları da seni suçlar. Bunu iyi analiz etmek gerekir. hangisi maske hangisi gerçek bu sadece senin enerjin ortaya çıkarır maskeler düşer gerçekler ortaya çıkar..
Fikirlerini ifade ederken özgür hissediyorlar mı? Bizim yanımızdayken kendileri olabiliyorlar mı?
Bu soruların cevapları, başkalarının gözlerinin içinde saklıdır. Çünkü insan, kendisini güvende hissettiği yerde “olduğu gibi” davranır. Atmosferin iyileştirici mi, bastırıcı mı olduğunu anlamanın yolu, yanında olanların doğallığından geçer.
Ve unutma: İnsanların yanında kendileri olmasına izin vermek, onların seni sevmelerinden daha değerlidir. Ruhunla uyumlu bir iklim yaratarak bunu sağlayabilirsin. Eğer bugün yarattığın atmosfer seni yansıtmıyorsa, bu bir eksiklik değil; bir davettir. Ruhuna daha çok yaklaşman, daha sade, daha derin bir varoluş biçimi bulman için…
İyi bir atmosfer yaratmak, sahte neşelerle değil; gerçek bir huzurla, içsel bir dengeyle, insanlara alan tanımakla başlar. Dinleyerek, yargılamadan anlayarak, “haklı olmayı” değil “anlamayı” seçerek büyür. ve en önemlisi: Atmosferini dönüştürmek istiyorsan, önce kendi içinde nefes alabileceğin bir yer yarat. Çünkü seninle barışık bir sen, etrafında da barışçıl bir alan kurar. İçin güzelleştikçe, dışın ferahlar. İçin ferahladıkça, yanındakiler rahatlar.
Muavin der ki;
Günün sonunda, ardında bıraktığın en kalıcı iz, söylediğin sözler değil…Yarattığın duygudur. Ve bir gün biri senden bahsederken, “Onun yanında içim rahatlardı” diyorsa, işte o zaman en güzel izini bırakmışsındır hayata.
Vesselam...




Yorumlar